(Konuşurken yapılan en belirgin yanlışlar)
Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını asla unutma.
Gücünü insanların yararına kullan…. Özdeyiş
Merhaba sevgili dostlar!
Yazdığım her makaleyle ilgili bir çok mailler alırım. Doğrusu bu beni çok mutlu ediyor. Son köşe yazımla ilgili Ankaradan Haldun Beyin teklifi, adeta benim hislerime tercüman oldu. Özetle diyor ki; farklı meslek gruplarını da ele alın. Mademki farklı iş sahalarındaki insanlara eğitim verdiniz, bu yönde bize katkınız olsun. Eh.. haklı da. Daha iyi anlaşılabilmesi için, farklı meslekleri, birbirinden başka ortamları da sizlerle paylaşmalıyım. Ancak şunu bilmelisiniz; değil ülkemizde, dünyanın her yerinde meydana gelen problemlerin ortak noktası hemen hemen aynıdır: Önyargı, anlamaya çalışmamak, olumlu gelişmeyi karşıdan beklemek. Peki gerisi nedir? Sadece ayrıntılar.. inanın bana bu böyle. Bununla birlikte, anlattıklarımın daha güzel anlaşılması için o spesifik konuları konuşmalıyız ki, daha iyi anlaşılayım. Bunun için değişik iş kollarını beraberce değerlendireceğiz.
Sıklıkla gelen “yazıyı açamadım, tekrar gönderir misiniz? ” taleplerinizi karşılamak için facebook sayfamızı açtık. Ekibimizdeki arkadaşlarımla oturduk düşündük. Her birinize ayrı ayrı göndemektese bu daha makul bir çözüm olduğuna karar verdik. Bunun için kesifyolculugu34@gmail.com adresimizi kendi sayfanıza eklemeniz yeterli olacak. Sayfa içindeki “notlar” kısmında bütün makalelerime ulaşabilirsiniz. Sayfamızı tüm arkadaşlarınıza tavsiye ediniz.
Son yazımızda konuşurken yaptığınız belirgin hatalara kaldığımız yerden devam edelim:
— Özür dilemeliyiz. Yanlış anlamada, hatamızı fark ettiğimizde, çekinmeden ve geciktirmeden özür dilemeliyiz. Bu, statü ve onurumuzu zedelemez. Tam aksine bizi, karşımızdakinin gözünde popülerleştirir, yüceltir. Aslında bunu hayatımızın tamamına yaymalıyız. Bir ilahiyatçı dostumdan duymuştum; “Hocam bu konuda Hadis-i Şerif var” dedi. “Kuldan özür dilemesini bilmeyen, Allah’ tan özür dileyemez.” Belki de dilediğini zanneder. Gerçekten de özür dilemek; bağışlanmak için yapılan açık bir itiraftır. Çünkü yanlışlar, eğer onlardan bir şeyler öğrenmeye istekli olursak, başarıya doğru atılan adımlardır.
Konuşurken yapılan en belirgin yanlışlar kısaca şunlardır;
- Konuyla alakalı yeterli bilginin gelmeyişi yada araştırılmayışı.
- Açık, net, anlaşılır bir ifadenin kullanılmayışı. Konuya hazırlıklı olmama.
- Hızlı konuşarak, dinleyicinin dikkatini dağıtma.
- Beden dilini yanlış, yetersiz yada abartılı kullanma.
- Yüksek yada çok düşük ses tonu kullanma.
- Cümlelerin belirli yerlerinde, önemli kelimeleri vurgulamama.
- Dinleyiciyi küçümseyici tavır takınma.
- Dinleyenin duygularına dikkat etmeme.
- Kelimelerin yanlış kullanılması.
- Gereksiz yabancı kelime kullanma.
- İmlanın (telaffuzun) yetersiz olması.
- Gereksiz açıklamalarda bulunma.
- Tekrarların fazla olması.
- Kelime hazinesinin yetersiz oluşu.
- Dinleyiciye saygılı olmama.
- Fazla ayrıntıya girme.
- Benzetmeleri yanlış kullanma yada konuyla
- bağlantı kuramama.
Sevgili siyasetçiler!
Bu konudaki tüm bu izahlar, yüz yüze eğitimler kadar verimli olması mümkün değildir. Bir şeylerin eksik kalacağını ben de biliyorum. Ama hiç olmamasından daha iyi olduğu da bir gerçektir. Zaten bunun için karşılıklı eğitimler yapıyoruz. Eh.. olduğu kadar. Her becerimiz önce bir eğitimciye, sonra kaynaklardan beslenmeye muhtaçtır. Eğitmen, öğreteceği konunun ana hatlarını, düşüncesini bizlere veren insandır. İşin temelini sağlamca atan kişidir. Düzinelerce okuduğunuz kitap, size temel. O konuda bilinci veren eğitimcinin faydasını veremez ve çok doğaldır temel bilinç, bir eğitimci tarafında oluşturulmalıdır. Eğitimde insan faktörü çok önemlidir. Bir şeyin aktarıldığı ortamda sadece bilgiler yoktur. İşin duygu boyutunu asla göz ardı edemeyiz. Çünkü onu anlaşılır kılan da yine eğitimcilerdir. Şahsen ben, katılımcı olarak girdiğim bazı eğitimlere, bu samimiyet ortamını bulamadığım için devam edemedim.
Eğitimleri tamamladıktan sonra ise kitaplar devreye giriyor. Onlar, teşhis edilen hastalığın tavsiye edilen ilaçları gibidirler. Yani burada önem sıralamasında 2 gelmektedir. Ama önemsiz değildir. Asla! Bununla birlikte, bazılarının yaptığı gibi “Bana kitap yeter” dememeliyiz.
Burada yazdıklarımız iletişimin temel kuralları olsa da, moda mod her insana tesiri aynı değildir. Her bireyin, parmak izinin farklı olması gibi yaratılışlarından gelen farklılıkları vardır. Hiç kimse tıpatıp diğerinin kopyası değildir. Zaten insanoğlunu ve davranışlarını tam olarak izah edeceğini söylen kimse, kendini kandırıyor demektir. Allah koca evreni insanın içine sığdırdığını daha önceki yazılarımızda sizlerle paylaşmıştık.
Burada yazılanlar insanı ve davranışlarını ortalama ve kabaca tariften öteye geçemez. Bunlara insanları etkileyen, fayda sağlayan yöntemler diyebiliriz. Bazen soruyorlar; “- Hocam sizin gibi yapamıyoruz. Tamam, öğrendik ama fiiliyatı, uygulaması dediğiniz gibi olmuyor. Gerçek hayatımıza uygulamayı istesek de bunu bir türlü başaramıyoruz. Ne yapalım?” Onlara kendi yaptığım hataları sıralayınca, biraz ikna oluyorlar. Başarı için araç + amaç + azim formülünü inançla uygulamak gerek. Bunun için tekrar tekrar denemeye yapmaya ihtiyaç var. Azmin, gayretin elinden hangi iş kurtulmuş ki?!
Sizleri Konfüçyüs’ün şu tavsiyeleri üzerine düşünmeye davet ediyorum. Bu sözler herkese, ama özellikle toplumu idare etmeye talip olan siz liderlere hitap ediyor. Dolayısıyla siyasetçilere sesleniyor. Çünkü gelecek nesiller sizin vereceğiniz doğru kararlara ve aldığınız faydalı sonuçlara göre şekillenecek.
Eğitimli insanların dokuz temel düşüncesi vardır: 1. Baktıklarında berrak görmeyi düşünürler. 2. Dinlediklerinde, iyi duymayı düşünürler. 3. Görünüşleri bakımından sıcak olmayı düşünürler. 4. Davranışlarında saygılı olmayı düşünürler. 5. Konuşmalarında doğru olmayı düşünürler. 6. İşlerinde ciddi olmayı düşünürler. 7. Kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını düşünürler. 8. Öfkelendiklerinde sorunları düşünürler. 9. Kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler...
Burada eğitimli olmaktan kastımızın, sadece okullu - mektepli olmak olmadığını anlayalım lütfen. Tam aksine Yunus Emre’nin söyleklerinden ilhamla, eğitimli insandan “kendini bilen” bireyi anlıyorum. Sizi bilemem ama ben bunu anlıyorum. Zaten yukarıda sıralanan kurallar da bunları anlatmıyor mu?
Son söz olarak Ziya Paşanın şu veciz sözü bitirelim: “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri!” Yani eserin yoksa, toprak olur gidersin diyor. İnsanların büyüklüğü, geriye bıraktıkları eserleri ile ölçülür. Öyle değil mi? Şöyle tarihe bir bakın. Bunun sayısız örneklerini görürsünüz. Ve kabristanlar “Ben olmazsam işler yürümez!” diyen, egoistçe hayat sürmüş insanlarla doludur. Aslolan şey, bir eser ve hoş sadâ bırakmaktır. Ben böyle düşünüyorum. Ya siz?! Hepinize seçimlerde başarı, faydalı işler yapan lider olma feraseti diliyorum. Dilerim içinizdeki insan sevgisi hiç eksilmez. Başarı, huzur ve sıhhatli bir hayat geçirmenizi Allahtan niyaz ediyorum. Umut ve sevgiyle…
İsmail Hakkı Kar İnsan İlişkileri Ustası
İletişim:
www.edimer.net
bilgi@edimer.net
kesifyolculugu@gmail.com
“Bu yazı, mahalli idareler seçimleri arifesinde yazılmıştır.” |